27 Ağustos 2010 Cuma

Omer..

Yoneticiler..

Bu genc insan,israrla usakligini yapmaya devam ettiginiz pis sistemin,toplumun bilgisine sunulmus (yada sunulabilmis ) son kurbanidir !!!.

..siz; tamamen savunmasiz desteksiz 3 kurus icin canini disine takanlari genc-yasli,meslekli-mesleksiz demeden tuketen bu "Garibanyer" sistemin atesini korladikca daha cok can alacaktir.

..ve ey kafasiz,vurdumduymaz,cahil yurdum insani; sen bu bozuk duzene ses etmedikce belkide siradaki kurban sen olacaksin..Yasadigini sanip (aslinda) bu sisteme kolelik yapmaya devam ederken,buyuk ihtimalle dogacak cocuklarinda hic bir secme sansina sahip olmadan siradaki potansiyel kurbanlar arasina girecektir..

..sen kafan ellerinin arasinda yarim saglik ve akilla,yetersiz bir hayati nimetten sayarak yasarken,bu sistemin kanunu koyan,uygulayan usaklari ile finanse edip butun parsayi toplayanlar (coluk,cocuk) senin hayal bile edemeyecegin sekilde zevk icinde yasamaya devam edeceklerdir.

...

Mine Şenocaklı/Vatan Gazetesi

Ömer’in ağlamaktan göz pınarlarında yaş kalmamış 83 yaşındaki Cevriye Ninesi bir telefon konuşmasını aktarıyor bana: “Biz onu ne yoklukla büyüttük kızım. Okuyup kurtulsun, aç kalmasın diye... Anası tarlaya giderdi, arkasından ağlardı Ömerim. Verecek bir şey olmazdı bazen, kuru mememi verirdim sussun diye... Üniversiteye başladı... Bir gün telefonla aradım. Nasılsın Ömerim dedim. İki gündür açım, param yok nine’ dedi... Yoklukla büyüttük, yoklukla öldü...”

Cenazeden önce varıyoruz Ağrı’nın Tutak İlçesi’ne bağlı Daldalık Köyü’ne... Öyle küçük bir köy ki, yol üstünde köyü gösteren bir levha bile yok... Sorup soruşturup bir yoldan sapıyoruz. Göz alabildiğine ağaçsız tepeler arasında önce bir minare, sonra da birkaç taş ev görüyoruz... Buğday ekinleri yeni biçilmiş, her yer sapsarı... Daha ilk gördüğümüz köylü sormadan anlıyor geliş sebebimizi... Bize eşlik ediyor...

Küçücük bir evde, tertemiz bir göz odaya buyur ediyorlar önce... Kenardaki bir çekyatta, bir kadın kendinden geçmiş yatıyor... Öğreniyorum ki, anne Herdem’i yeni getirmişler hastaneden... Başında bekleyen kızlarının ise ağzını bıçak açmıyor, ağlamaktan gözleri şişmiş. Herkes suskun... Ne yapacağımı bilemiyorum. Acı daha çok taze... Ömer toprağa bile verilmemiş. Ne soracağım, nasıl bir çocuk muydu diyeceğim? Onlar ne diyecekler? Yoklukla büyüttük, yoklukla öldü mü diyecekler? Bu düşüncelerle öylece odanın ortasında dikilirken omuzuma bir el dokunuyor, “Sizi yan odaya alalım” diye... Giriyorum bir başka temiz odaya... İçerisi kadın ve çocuk dolu... Bir dede ile ninenin yanlarına çöküveriyorum. “Başınız sağ olsun” diyorum, ellerini öpüyorum. Sanki bu sözü söylememi bekler gibi sıkıca sarılıyor Ömer’in babaannesi... Ağlıyor, ağlıyoruz... Ağıtları yüreğimi yakıyor... “Ah balam, ah yavrum... Kendi ellerimle yola vurdum Ömerimi... Gittim para buldum, getirdim... ‘Al yolluk yap, madem istiyorsun git İstanbul’da çalış’ dedim. Bilseydim der miydim, der miydim kızım?”

Peki nasıl bulmuş parayı Cevriye Nine? Soruyorum utana sıkıla... O da utanmış parayı isterken: “Amcam kızı vardı, ondan aldım. Diğer kızlarımdan aldım. 50 ondan, 50 diğerinden... Çok zor oldu. İnsan utanıyor istemeye... 200 lira bulabildim, Ömer’e verdim. 80 lirasını yol parası etti... ”

Üç ayda 250 lira yaşlılık parası alıyormuş Cevriye Nine... Hani elinden gelse hepsini verecek torununa ama... Herkes onun eline bakıyor Daldalık’taki iki göz odada... “Yurtta kalıyordu Ömer. Geçen yıldan borcu vardı. ‘Borcumu ödeyemezsem bu yıl okuyamam. Bin lira yurda veririm, geri kalanı da bana yeter’ demişti. Benim yavrum aç kaldı okullarda. Off of, çok zor!”

Gerçekten aç mı kaldı Ömer diye düşünüyorum, ama soramıyorum 83’ündeki Cevriye Nine’ye... O sırada akrabadan bir hanım alıyor sözü: “Kızım bak, aslını söylersen, bu çocuğun malı yok, tarlası yok, işi yok, evi yok. Hiçbir şeyi yok. İki kızkardeş, bir anne, bir kör nine, işte bu damda tek kalmışlar. Bu dam da onların değil. Aydın’a göç eden Kemal Arslan’ın evi. Allah rızası için bırakmış onlara... İdareten, 5 senedir burada kalıyorlar. Dededen kalma bir şey yok! Baba desen sağlıklı değil, bir gözü iyi görmüyor, beli sakat... Cigara içe içe iki kat olmuş, bir küreği kaldıracak hali yok. Borcu da çok... Bu çocuk da gelmiş, burada tutacak iş yok, tarlada çalışsa günde 10-15 lira alacak. Sabah ezanla gidiliyor, akşam ezanla dönülüyor... Demiş ki, gidip İstanbul’da çalışayım daha çok kazanayım. Elde avuçta yok. İnşaatta kıvrılıp yatıyor. Beş on kuruş koyayım kenara diye... O iskeleye çıkıyor. Zaten içi gaile dolu... Yoksulluk dolu, hasret dolu... Nasıl olmasın? Baba da gitmiş başka diyara çalışmaya, anası, ninesi evde bekliyor. Artık nasıl olduysa yavrunun eceli gelmiş, her şey bitmiş!..”

Öyle bir özetliyor ki Ömer’in kısa hayatını, içim ürperiyor... Bu kez Ömer’in teyzesi alıyor sözü, “Babasının biraz borcu vardı” diyor. “Neden?” diye soruyorum... ‘Böyle de soru olur mu?’ der gibi bakıyor yüzüme: “Alıyor yazdırıyor, alıyor yazdırıyor... Çoluk çocuk ne yiyecek? Borç büyüdükçe büyüyor... gün bulduğunu gün yiyorlar!..”

Hava dağılsın diye ortadan soruyorum. Nasıl bir gençti? Kadınlar tek tek anlatıyorlar:

“Sessiz, iyi biriydi...”
“Uzun boylu, hoş, esmer, siyah saçlıydı...”
“Ama çok da canlı değil idi...”
“İnce bir çocuktu. 21 yaşındaki bir çocuk nasıl olurdu canım!..”
“Öyle yaşıtları gibi alıngan değil idi, ama çok utangaç, çekingen idi...”
“Hayalleri olan biri idi... Edebiyat öğretmeni olacağım, memleketime geleceğim der idi...”
Hayaller deyince herkes susuyor yine... Kim bilir, kimin aklına hangi hali geliyor Ömer’in... Benim gözlerimin önünde kızkardeşi Leyla’nın yastığın altında sakladığı tek kare vesikalık fotoğrafı... Gözleri kara kara, hüzünlü bakıyor. Sanki sonunu biliyormuş gibi...

Kapı açılıyor, içeriye Ömer’in yaşlarında bir genç giriyor. Öğreniyorum ki Ömer’in amcasının oğlu Müslüm Çetin’miş... Hani, Ömer’e okuması için yardım eden Kütahya Dumlupınar Kaymakamı Mehmet Nuri Çetin’in kardeşi...”Ağabeyim hem beni okutuyordu hem onu... Biz engel olmaya çalıştık ‘Gitme’ diye, dinlemedi. En son bir hafta önce İstanbul’a gittiğimde gördüm. Gezdik, tozduk, konuştuk. ‘Köye gel’ dedim yine, ‘Biraz daha çalışayım’ dedi.” Devletten yardım almıyor muydu Ömer diye soruyorum Müslüm’e. “Ayda 200 lira burs alıyordu, biraz da ağabeyim yolluyordu” diye anlatırken, Cevriye Nine kızgın sözünü kesiyor: “Hükümetten bu para gelseydi, beni arayıp, “Nine ben iki gündür açım!” der miydi?”

Ah nineciğim, Muğla gibi turistik bir yerde okuyan bir öğrenci için 200 lira ne ki! Bunun kitabı var, çayı var, simidi var... Daldalık gibi değil ki Muğla... Bahçeden topladığınla, kümesten aldığın yumurtayla karnını doyurasın, geçinip gidesin! Ben bunları söylerken Müslüm devam ediyor: “Bir kendi olsa kolaydı. Ama evin tek oğluydu. Annesine, babasına yardımı olsun diye çırpınır dururdu... Böyle olmasa kazandığını eve gönderir miydi? Üniversiteyi kazandığına ne çok sevinmişti. ‘Annemi babamı kurtaracağım’ demişti. Kız kardeşi doğum yaptığında, 300 lira para yollamıştı, gidin beşik alın diye... 200 lira da eve yollamıştı... “

Biz böyle konuşurken ninenin aklına ne geldiyse, “Vallah billah yemek yemiyordu kızım... Pişirirdik, (küçücük avucunu gösteriyor), işte bu kadarcık yerdi” diyor. “Peki ne severdi nineciğim?” diye soruyorum. “Et ufalardı şehriye çorbasına anası, onu çok severdi... Bir de pirinç pilavı ile patates kızartmasını... İki bardak da çay içerdi hep!”

Sonra tam da benim utanıp da soramadığım yere geliyor Cevriye Nine: “Ah kızım o azıcık yiyen çocuk aç kalmış okulda... Bir gün aradım... ‘Balam, Ömerim nasılsın?’ dedim. ‘Nine’ dedi ‘Ben iki gündür açım, param yok...’ Kurban olam sana, üzülme, bulur yollarım hemen dedim. Kaymakam Nuri’nin yanına vardım. O da üzüldü, ‘Ben nasıl bilememişim’ dedi. Hemen para yolladı. Hep yolluyordu ama yetmiyordu. Balam, yoksulluktan gitti kızım! Yoksulluktan gitti çıktı o inşaatın tepesine, keyfinden mi çıktı?”

Araya teyze kızı giriyor bu kez: “Babaannesini başka severdi. Kimseye söyleyemediğini bir ninesine söylerdi. Bak yine ona açmış içini, dayanamamış arayınca” diyor...

Cevriye Nine gözü yaşlı devam ediyor: “Anası tarlaya giderdi, ağlardı. Verecek bir şey olmazdı bazen, kuru mememi verirdim sussun diye... Onu o kadar severdim. Biz onu ne yoklukla büyüttük, üniversitelere yolladık, kurtulsun diye... Yoklukla büyüttük, ama yoklukla öldü... Yoksulluk ateşten bir gömlektir kızım. Çok zordur, yaşamayan bilmez. Bilmez...”

Sesi gittikçe kısılıyor... Onun sesi kısıldıkça benim içimdeki acı büyüyor... 

24 Ağustos 2010 Salı

Tukenis..

Diyarbakir (Silvan’da) üç tekerlekli el arabasıyla zaman zaman sebze ve meyve satarak, zaman zaman da hamallık yaparak geçimini sağlayan 4 çocuk babası Hacı Örüç,iftarını açmak için geldiği evinde eşi Hediye Örüç’e yemekte ne olduğunu sorup, “Yemek yapacak bir şey yoktu, yemek yok” karşılığını alınca, bunalıma girdi. Çocuklarını sarılıp bir süre ağlayan Örüç, daha sonra evin mutfak-banyo bölümüne geçip, kendisini iple tavana astı.
...
Sorumlusu basiretsiz,is birlikci,ulke kaynaklarini yok pahasina satan ve bu olurken bizi rekor dis borclar altina sokan simdiki ve bundan onceki hukumetlerdir.Tabiki bu maddi-manevi tecavuzden her seferinde adeta zevk alirmiscasina,ne kadar ise yaramayan adam varsa basa getiren halk'tir.Kasikla verip kepce ile alan,haysiyetsiz para babalaridir.Yine halkin mutlak suretle bilmesi gereken gercekler dururken,servis haberlerle gerzek programlarla halki uyusturan medya kuruluslarinin,ruhunu uc kurusa satmis sahipleridir.

Bu kahpe duzenin kendi halkina ve devletine ihanet eden "fino kopekleri" umarim bir gun soyunuz,sopunuz bir daha yeseremeyecek sekilde sonsuza dek yok olursunuz.


Cokca uzerinde durulmali.Hic unutmamali.

Flu bir resim."Mahmutbey Ilkogretim Okulu" ve Anilari uzerine

1987-1992 yillari.

1-A dan 5-A’ya.

Ilk iki sene Ekrem Karabag hoca ile okuduk.Sonraki 3 yil ise Nurgen Yavuz hoca ile.Nurgen hoca biraz sertti.Cabuk sinirleniyordu.O donem kizsamda bugun goruyorumki bende bir cok sey yasadiktan sonra cabuk sinirlenen bir insana dondum.Yani onu daha iyi anliyorum ve artik hic kizmiyorum.Ekrem hoca'da sert bir ogretmendi.Ama onu ara sira vurdugu sert tokatlara ragmen cok severdim.Cunku her tokatin ardindan kullandigi bir iki  izah cumlesini bile anlardi kucucuk beyniniz.Size karsi duydugu sevgiyi hissederdi kucucuk yureginiz.Yada anlamak ve hissetmek icin hep hazirdiniz ve bu isinizi kolaylastirirdi.Cunku bazen bir insani sevmek ve ona saygi duymak icin bir sebebinizin olmasi gerekmez.Evet Ekrem hocami cok seviyordum ve sanirim bugun maalesef hayatta degil.Topragi bol olsun.

Ilk iki sene siyah onlukle okurken sonraki 3 sene bende olmadigi icin uzulmeme dayanamayan 'haklarini ne yapsak odeyemeyecegimiz kisiler statusundeki' annemin yine gucunu,emegini ustumuzden hic eksik etmeyen babama bir sekilde aldirdigi mavi onlukle okudum.

Okulun ust giris kapisinin saginda hademe Abdullah abinin evi,solunda ust okul binasi vardi.
Merdivenlerden iniste solda mudurun odasinin oldugu okulun en buyuk binasi,saginda kantinin oldugu bina vardi.Bugun milyon cesit gida varken,hala o simitlerin ve gazozun tadini hic bir seyde bulamamamiz ne garip degil mi?.Kantinin oldugu binada Ekrem Karabag hoca ile okudugumuzu cok net hatirliyorum.Yine o bina diger binalardan farkli bir girise sahipti ve binanin arkasi sayilan kisminda ince govdeli Akasya agaclari vardi.Bu arada bina dediysek resimdede net olmasada,gorundugu uzere tek katli gecekondugu andiran yapilardi bunlar.Iste o agaclarin oldugu alan okulun ust girisinin oldugu caddeye bakardi. Hani su Mesut arkadasimizin evinin oldugu,okulun ust kapisindan cikip 5 adimda vardigi evinin oldugu cadde :).Yalan yok ben kiskanirdim.Cunku her tenefuste geberene kadar oyun oynardik.Tabi yorgun duserdik ve okuldan bir kac kilometre uzakliktaki eve gitmek cileye donusurdu.Ha meyve mevsimi geldiginde hicbir sey sorun olmazdi zira Mahmutbey'in meshur bostanlarindan meyve,sebze asirip enerjimizi toplardik :)

Okula Cuma pazarinin acildigi caddeyi kullanarak gelenler bilir,o yolun basinda Kayisi ve Incir agaclarinin oldugu bir bostan vardi.Kayisi,Erik,Incir,Uzum,Citlembik...Yetmedi salatalik ve misir bile asirirdik.Tabi evde 'bostanci amca sagolsun istedim verdi' diye yalanlar uydururduk.Bazen ust uste bu yalani yemeyeceklerini bilecek kadar uyaniklasip,onumuze cikan ilk tarlada kurumus agac dallarindan yaptigimiz  ates ile kozde misir sefasi yapardik.

Iste o yolu kullanarak benimle birlikte gelen durumu benim gibi pekte iyi olmayan (benden daha kotu olan) arkadaslar,her Cuma ikinci tenefuste baslayan beslenme saatinde icinde donemin en efsanevi meyvesi olan muz'unda oldugu zengin bir ziyafet cekerdi.Cadirlarini yayip meyve sandiklarinin uzerine orten abiler sicak cay peynir ve zeytinle kahvaltilarini yaparken bendeniz kisacik boyuyla o cadirlarin altindan suzulurdum.Tabi disari ciktigimda basta beslenme cantam olmak uzere bulabildigim her yere (koynum dahil)  muz oncelikli meyve doldururdum.(Pazarci abilerim haklarinizi helal edin ve beni affedin :) ).

Yine o alanda yikik dokuk bir ev vardi.Cikan bir yanginda karisini ve cocuklarini kaybetikten sonra delirdigi soylenen (yanlis hatirlamiyorsam) adi 'Deli Ali' olan yaslica bir adam vardi.Ilk zamanlar cok korkardik.Taki bir gun o bolgede bulunan bir evin,(tasmasi olmayan) kopegi saldirdiginda cigliklarimiza kosup hayvani kovalayana dek.Sonralari yine  korksakta en azindan gordugumuzde 'nasilsin amca' diyip hatirini soruyorduk.Ufacik bacaksizlarin ellerini baslarina goturerek verdigi bu selamdan sonra yuzunde olusan hafif tebessumune bugun 'belkide mutluluk' diye anlam verebilirken,zor yakaladigimiz bu tebessumden sonra sanki bizi hic duymamis gibi cekip gitmesini ise artik  huzunlu bir an olarak algiladigimi belirteyim.

...
Okula donecek olursak.Okulun ust girisinde solda kalan binada Nurgen hoca ile okudugumuzu hatirliyorum. Birinin o binanin catisinda yilan oldurdugunu gunude hatirliyorum.Yada sadece soylentiydi ama oyle birseyler hatirliyorum.

Bizim Sayit olabilir.
Bizim siniftan olupta,Sayiti hatirlayan varmi?.Tam bir serseri :) ozellikle Nurgen hoca yi delirtirdi.Sayit'in 'yemin ediyorum bir gun antep fistigi,muz,cikolata dolu bir torbam olacak' dedigini yine akabinde yasanan bir gun bana 'burda bekle' ve ayni yasta olmamiza ragmen 'Abini izle oluuuum ' dedigini, bir kosu firlayip Mahmutbey-Bakirkoy munibuslerinden birine soforu olmadigi anda girip,bir kac dakika sonra bozuk paralarla topuk yaptigini soyleyeyim.Tabi sonrasi cennet gibi gecen bir gun ve hemen ertesi hic durmayan ishal !.

Evet evet.Okulu anlatiyorduk.
Mudurun odasinin oldugu binanin arkasi ise adeta yagmur ormanlari gibiydi her turlu bitki bocek mevcuttu.Bizim gibi deliler disinda kimse ugramazdi oraya.Yine merdivenlerden indiginizde once Ataturk bustu sonra tam karsisinda cesme vardi.Hani su bazi musluklari olmayan coklu cesme.Cogu zaman suyu kesilirdi zaten.Bu durumda suluklari olmayanlar yada sulari bitenler olanlarin suluklarindan demlenirdi.Bizde ayni yontemi uygulayinca herkes susuz kalirdi.Cesmenin sol tarafinda govdesinde koca bir delik olan eski cam agaci vardi.Bazen o delige girip digerlerini izlerdim.O cam agacinin yaninda okulun buyuk kapisi vardi.Hatirlayanlar bilecektir,o dev gibi kapiya bir sekilde tirmanip tuyerdik.Yine o kapinin oldugu tarafta bir kirtasiye vardi.Sanirim tek kirtasiyemizde oydu.Dondurma ve Meybuz satardi.Dondurmaya para yetismediginden,hafta sonu pazarlarda soguk su satarak kazandigimiz parayla ozellikle cesmelerin bozuk oldugu zamanlarda meybuzlarla hayata donerdik.

Mudurun odasinin oldugu binanin hemen yaninda da tuvalet vardi.Malum tuvaletin tavaninda harcliyken yapilmis bir el izi ve tam hatirlayamadigim korku dolu hikayelerimiz vardi.Cunku bize gore o el izini bir canavar yapmisti ve tuvalete gittiginizde ortaya cikip sizi yiyebilirdi.Bazi arkadaslarin okulun duvarlarina isedigini hatirliyorum.Ben ise genellikle biri gelene kadar orada beklerdim :)

Cesmenin oldugu uzun ve duz duvarin,tuvalete sirtinizi verdiginizde hemen saginda kalan kisminda duvara yakin bir agac vardi.Bazen kopekler oraya yavrulardi.Seslerini duyar,gider severdik.

Okulun assagisinda yemyesil tarlalarin oldugu alanda,ayamama deresinin yakininda bugun tamamen yok olmus agaclik alanlar vardi,havalar isindiginda sinifca hatta yanlis hatirlamiyorsam okulca piknige giderdik.Tabi o zamanlar ayamama temiz akabiliyordu.Ayni alanda erik agaclarida mevcuttu.Bir tanesi eskimsi kirmizi erik agaciydi.Digerleri papaz erigi agaclari.Bogurtlen ve Dut agaclarida vardi tabi.Yine bir cok agacta kus yuvalari vardi.O agaclardan birinde ara ara gidip kontrol ettigim bir yuva vardi.Bir gun iki yumurta gormustum yuvada.Birine bakmak icin elime aldim,heyecanlandim ve dusurdum.Cokta uzuldum tabi.

O donem agaclari,tarlalari,minik su birikintilerini oralarda yasayan hayvanlari cok iyi bilirdik.Herseyi yasayarak ogrenirdik.Tabi o donem agaclarimiz,yemyesil tarlalarimiz ve hayvanlarmiz vardi.
Bu anlattiklarim size cok detayli gelmis olabilir.Ama aslinda bir cok seyi hatirlamiyorum.Yada en kotusu tamamen unuttum.Bir cok arkadasimin ismini, cismini unutmus bir haldeyim.Aslinda bir cok sey, okulumuza ait bu eski foto gibi 'flu'.Ama yinede hatirlayabildiklerimle,o donemde cocuk olmus o tarlalarda kosturmus agaclarina cikmis,meyvelerini yemis,kendi kendinide yetistirebilmis biri olaraktan cok mutluyum.

Son olarak diyecegim sudur.Cocuklugumuzdaki gibi baska bir gozle goremesekte hayati,en azindan dersimizi alip simdi yasadigimiz dostluklarin,arkadasliklarin ve yaptigimiz seylerin degeri bilerek ve sindirerek yasamaliyiz.

Daha sonradan 'flu flu' hatirlamamak ve hatta en kotusu unutmamak icin!

Memoria del Saqueo (Yagma Anilari).

Bilincli Vatandaslarin dikkatine !

Memoria del Saqueo (Yagma Anilari) Arjantinde (cok agir) gecen ekonomik buhranlardan sonra 2001 de yasanan ekonomik ve toplumsal krizle alakali bir belgeseldir.Orneklerine pek az rastlanacak bir bakis acisiyla cekilmistir.

Belgeseli izlerken gordugunuz ve ulkemizde yillardir yasadigimiz hala da yasamakta oldugumuz benzerlikler sizi sok'a sokabilir.

Ahlaksiz,vatan haini,hirsiz ve ulke ozkaynaklarini cok uluslu sirketlere yok pahasina satan politikacilar..
Imf yada Dunya Bankasi tavsiyesi; super yetkili bakanlar..
Devlet yonetiminin her kesiminde yasanan akraba ve ahbap iliskileri..
Dis mihraklarca satin alinmis politikacilarla isbirligi yapan ve ekonomik iliskileri bulunan dev medya patronlari,onlarin medya gucu ile aptal programlarla halkin beyinlerinin yikanmasi..
Yani halkin olup bitene karsi korlestirilmesi..
Yine dis mihraklarin maddi-manevi duzenledigi secim organizasyonlari.
Tum bu duzende azan kimisi devletle barisik,kimisi devletin ta kentisi ceteler..

Yine devletin her kurumuna bulasmis rusvet duzeni,tum bu kokusmus duzenin zorba, (cogu kanunsuz islerin aga babasi) kanun koruyuculari ve halka karsi tutumu..

Genellikle islerini bozanlara karsi,yada ortaligi bulandirmak,toplumu germek,korkutmak adina yapilmis faili mechul cinayetler,basta gazetecilere olmak uzere duzenlenmis bombali saldirilar (!)..

Tum bu pislikle savasmasi gereken adaletin sindirilmisligi,korkutulmuslugu ve cok uluslu basta bankalar olmak uzere tum buyuk sirketler karsisinda,karar asamasinda kendi halkina olan ihanetleri.

Yani tarafliligi.

Lafta..Yuce divanlar.

Yuce divanda suclulugu ayan beyan olan kisilerin illegal bir bicimde aklanmasi.

Tum bunlarin nedeni olan insanlari,kurumlari yargilamak ve elde ettikleri haksiz kazanclari (caldiklarini) ellerinden almak varken,butun bunlari halka odetmek adina uygulanan kemer sikma politikalari..

Ekonomik paketler,ekonomik onlemler..

Calisma saatlerinin artmasi,alinan ucretlerin gerilemesi..

Essek gibi calisan ama acliktan kirilan koca bir toplum.

Tum sosyal haklarini kaybetmis yada kaybetmek uzere olan emekciler..

Sagliksiz yasam kosullari..

Aclik,sefalet,aci,gozyasi..ve her seferinde daha da sertlesen halk !!!

Haklarini arama adina omuz omuza vermeleri.

Tek bir vucut olarak haksizliga,hirsizliga bu kokusmus duzene direnmeleri.

Ugruna olmeleri !!!

Hepsi bu belgeselde.Eminim okurken dahi akliniz bir yerlere gitmistir.Mutlaka izlemenizi isterim.

2 Temmuz (2010)

2 Temmuz 1993 yilinda 37 can,devletin ve guvenlik guclerinin gozleri onunde, sayilari sonradan binleri bulan yobazlasmis "Güruh Sürüleri" tarafindan diri diri yakilarak yok edilmistir.

O gun buyuk bir insanlik sucu islenirken, bu sucun ortaklarindan biride donemin Adalet Bakani (!) Refah Partili Sevket Kazan olmustur.Oyleki koskoca Adalet Bakani adliyede insanlari vahsice katledenlerin avukatligini yapmis ve onlari hapishanede ziyaret etmistir.

Gunler oncesinden bazi yobaz gruplarin olay cikarma egilimi bilinirken ve olaylar gelisirken ciddi onlemler almayip, adeta oturup izleyen donemin guvenlik gucleride en az donemin Adalet Bakani kadar sucludurlar.

Yillarca suren yargilamalardan sonra olaylara karistigi tespit edilen cok az bir zumre idam  cezasina,takibinde idamin kalkmasindan sonra omur boyu hapis cezasina carptirilmistir.Bu sure zarfinda biri o zamanin belediye meclis uyesi ve kiskirtici oldugu soylenen Cafer Ercakmak olmak uzere bir cok kisi firar etmistir.Sonuc olarak maalesef bu vahset insanlik tarihimizdeki kotu ve unutulmaz yerini bir kara leke olarak almistir.

Bir cogu daha hayatinin basinda olan,Sanatcilardan, Sairlerden, Yazarlardan,Gazetecilerden,Karikaturistlerden ve iki otel emekcisinden olusan aydinlarimizi rahmetle aniyor bu canlarin sorumlularina ve bu zihniyete sahip olan herkese lanetler yagdiriyorum !!!

Koray Kaya (12)
Asuman Sivri (16)
Menekşe Kaya (17)
Özlem Şahin (17)
Belkıs Çakır (18)
Nurcan Şahin (18)
Serpil Canik (19)
Serkan Doğan (19)
Yasemin Sivri (19)
Handan Metin (20)
Yeşim Özkan (20)
Ahmet Öztürk (21)
Ahmet Özyurt (21)
Kenan Yılmaz (21)
Ahmet Alan (22)
Murat Güneş (22)
Murat Gündüz (22)
Gülsüm Karababa (22)
Huriye Özkan (22)
İnci Türk (22)
Carina Cuanna (23)
Hasret Gültekin (23)
Sait Metin (23)
Gülender Akça (25)
Mehmet Atay (25)
Muammer Çiçek (26)
Sehergül Ateş (30)
Erdal Ayrancı (35)
Muhibe Akarsu (35)
Asaf Koçak (35)
Uğur Kaynar (37)
Edibe Sulari (40)
Behçet Aysan (44)
Muhlis Akarsu (45)
Metin Altıok (52)
Nesimi Çimen (62)
Asım Bezirci (66)

Not; Pkk'nin Sivas Katliamina misilleme olarak yaptigi soylenen "Basbaglar"da benim icin bir katliamdir.

Ikiyuzluluk..

Su an Kirgizlar, Ozbek azinligi dograyarak ve yakarak öldürüyorlar.Resmi rakamlar 200, resmi olmayan rakamlarsa 2 bin den fazla insanin yok oldugunu dusunuyor.Arada kadinlarada tecavuz ediliyor.Bu kanli siddetin ortasinda kalan cocuklarida dusunun.Zaten 250 binden fazla insan simdiden bu vahsetten kacmak icin evlerini terk etmis durumda.

Sevgili Basbakan, Hukumet yetkilileri ve Filistin icin ortaligi ayaga kaldiran arkadaslar..??...???.
Herhalde tipki "Gemi Baskini" olayindaki gibi topluca hareket etmek icin dogru ani bekliyorsunuz!.Zira Ozbeklerin %90'i, Kirgizlarin %80'i musluman (!) .Hemde turk orijinli kardesleriniz (!).Ama tum dunyayi seferber etmek dikkatini bu bolgeye cekmek icin hizli hareket edin, zira her gecen an vahsetin boyutu artiyormus!.

Bu arada savas ilan etmek ve mal boykot etmek icinde Rusya'yi secebilirsiniz.Zira en saf insanlar dahi Rusya'nin once ortaligi karistirarak sonra aradan cekilerek bu feci durumu yarattigini biliyor.

Musluman ve turk orijinli (!) kardeslerimizin birbirini bogazlamasini engelleyelim.Hadi goreyim sizi!!!

Not; Iki yuzluluk cok kotu birseydir !

Gemi Baskini Uzerine.

Kabul.Kabul etmeyen insan degildir!.Israil resmen bir siddet devletidir.Filistinde insanlar ambargo yuzunden sefil bir halde yasamaktadirlar.Yardima muhtacdirlar.

Bugun gozumun onune Basbakanin aciklamalarini okuduktan sonra "asla geri adim atmayan Israille" yakin bir zamanda birbirimize girme ihtimali geldi.Acik ve net bir savas mumkun olamaz.Dunya bunu asla istemez.Basbakan bugun (ne hikmetse yine isler yolunda gitmiyorken ortaya cikan bir olayin ardindan) dini ve milli duygulari oksamistir, yine mazlum edebiyati yapmistir.
"One Munite" den bu yana ne oldu?.

Dun butun dunya bir kez daha gorduki artik "Basa cuvalda gecirirsin, Gemisini basip vatandasinida oldurursun" ve Turkiye birsey yapamaz."Kimse sabrimizi test etmesin" laflarina benim karnim tok.Biraz daha sesimizi yukseltiriz, "Obama" baba gelir kulagimizi ceker.Sonra ic meselelerle olusturulan suni gundemlerle bu meselede unutulur gider ama Erdogan tipki "One Minute" olayindaki gibi gercekte hicbirsey yapmis olmadan puanlari toplar.

Ha bunlarin hicbiri olmadi Israille soguk bir savasa girdik bunun yararindan cok zarar verecegini en aptal insanlar bile bilir.Ustelik bizden daha zengin daha huzurlu daha konforlu bir hayat suren arap devletleri bu olayi sessizce bir kenarda izlerken bizim butun bu olacaklara katlaniyor ve katlanacak olmamiz dunyanin en aptalca seyidir.

30 senedir (ki aslinda cok daha eskidir) gormezden gelinen hafife alinan sorunlari halletmek net ve somut adimlar atmak, hala karsilikli akmaya devam eden bu kani durdurmak varken baskalarinin sorunlarina, zarar verecegi apacik ortadayken gogus germek nedir?.

Ben Kurt acilimi yuzunden oy kaybettigini anlayan zihniyetin saldiriya ugrama ihtimali %99 olan bu geminin gitmesine izin vererek ve sonrasinda yasanacak olaylarla kendisine cikar saglamaya calistigina adim gibi eminim.

Bu olay ve araya skstirilan "Yeni Ergenekon Dalgasi" ile  halk icin ve muslumanlik icin, 4 koldan savasan kahraman goruntusu vermeye calisan zihniyetin ici bostur.Samimi degildirler !

Lutfen Filistindeki insanlar icin yuregimizden kopup gelen uzuntulerimizi dile getirirken, bizim sorunlarimizin cozum bekledigini unutmayin!.

As bekliyoruz.Is bekliyoruz.Huzur, saglik, mutluluk ve egitim bekliyoruz !!!

(Hala bu cumleleri anlamamakta direnenlere soruyorum; Siz once kendi evinizin icindeki sorunlami ilgilenirsiniz, yoksa zarar verecegi asikar olan uzak komsunuzun sorunuylami ilgilenirsiniz?)

29 Aralik 2009 yeni yil tebrigi ve temennisi.

 
Iyi seneler..
Yedikulem, Samatyam, Kocamustafapasam..
Essiz Istanbulum..
Canim memleketim..
Ailem..
Dostlarim, Abilerim, Ablalarim..
Her zamandakinden daha dikkatli ve uyanik olun.
Haklarinizi bilin ve onlari koruyun..
Ilme, bilme inanin.
Dogayi, cevreyi, hayvanlari koruyun.
Insan haklarini ve esitligi savunun..
Sokakta yasayana kimsesize, garibana yardim edin..
Israf etmeyin,uretin..
Urettiginiz kadar tuketin..
Sevin,sevdirin..
Sevinin,sevindirin..
En onemlisi ne olursa olsun umut edin ve umutlarinizi barisa, huzura adayin..